Bebeklerde besin alerjisine dikkat!

Her anne ve baba çocuklarının sağlığına oldukça dikkat gösterir. Doğduğu günden itibaren her gün çocuklarını hastalıklardan korumak için sağlıklı beslenmesine gereken özeni gösterir. Ancak ne kadar sağlıklı beslenirse beslensin, çocuğun bağışıklık sistemi her besini kabul etmeyebilir. Şuan giderek yaygınlaşan besin alerjisi hakkında anne ve babalara yol gösterecek önerileri haydi öğrenelim…


Öncelikle besin alerjisi belirtileri şunlardır;

Modern çağın kaçınılmaz bir sorunu olarak görülen besin alerjisi, deride kırmızı döküntüler, hışıltılı solunum ve öksürük, kusma, kabızlık, ishal, dudaklarda morarma gibi çeşitli belirtilerle kendini gösteriyor. Kimi zaman ani ölümle sonuçlanan besin alerjisi bazen kendini nezle şeklinde de gösterebiliyor. Ailesinde en azından bir ebeveyni veya bir kardeşinde alerjik rinit, astım, besin alerjisi veya egzama gibi alerji öyküsü olan bebeklerin yaşamlarının ilk 5-7 yılı içinde besin alerjisi ortaya çıkma riski de %20 daha yüksek oluyor.


Katkı maddeleri de besin alerjisine yol açıyor! 

İnek sütü, yumurta akı, fındık, fıstık, ceviz gibi bazı besinler yapıları gereği alerjiye neden olabilirken; hazır gıdalara katılan tatlandırıcı, renklendirici, kıvam verici ya da koruyucuların da alerjik reaksiyona yol açabiliyor. Tüm dünyada yaklaşık 3 bin katkı maddesi bulunuyor. Sanayileşen toplumlarda çocuklarda artan besin alerjilerinin nedeni de bu katkı maddelerine karşı oluşan reaksiyonlar olarak kabul ediliyor. Hormonlar ve gıdalardaki mikroorganizmalar istenmeyen reaksiyonlara neden olabiliyor.


Yumurta alerjisinde şikayetler daha ağır oluyor!

Bebeklerde en sık görülen alerji inek sütü alerjisi oluyor. Ancak bu alerji genellikle 2-3 yaşlarında kendiliğinden kayboluyor. Yumurta alerjisi ise özellikle bebeklikte ve erken çocukluk döneminde yaygın olarak görülüyor. Yıllar içerisinde etkisi azalarak yetişkinlik döneminde tamamen kaybolabiliyor. Yumurta alerjisinde egzama veya kaşıntı, deri ve göz lezyonları görülme sıklığı diğer besin alerjilerine göre daha fazla oluyor. Yaygın kızarıklık, hırıltılı solunum, kusma ve ishal ile kendini belli eden yumurta alerjisi, özellikle bebeklerde egzamanın en önemli nedeni olarak kabul ediliyor. Bunların yanı sıra, soya, yerfıstığı, deniz ürünleri, buğday ve diğer hububatların; tahin, susam, domates, kakao, çilek, muz, portakal, yulaf, arpa, çavdar gibi yiyecekler de alerjiye en fazla yol açan besinler arasında yer alıyor. Çilek ve domates, kimyasal bir madde olan histamin içermesinden dolayı alerji benzeri tepkilere yol açabiliyor.


Besin alındıktan sonra 72 saat içinde belirti verebiliyor! 

Alerji belirtileri alerjen alındıktan sonraki ilk dakikalarda veya 1-2 saat içerisinde ortaya çıkabiliyor. Nadiren de olsa 72 saat sonra da vücut tepki verebiliyor. Besin alerjileri deri döküntüleri, makat bölgesinde kızarıklık, dudaklarda morarma, solunum, astım tarzında hışıltı veya mide bağırsak belirtileri ile kendini ön plana atıyor. Alerjenle karşılaşan mide bağırsak sistemi alerjene kusma, ishal, kanlı kaka veya kabızlık şeklinde belirtilerle de cevap verebiliyor. Bebeklerde reflüye neden olabiliyor. Çok gazlı bebekler ve kilo alım yetersizlikleri ve büyüme gelişme bozuklukları olan çocuklarda da besin alerjileri bir faktör olabiliyor. Bunun yanı sıra anaflaksi denilen çok ciddi ve ani reaksiyonlar solunumu bozarak hayati riske yol açabiliyor.

 

Alerji anne sütünden bebeğe geçebiliyor!

Anne sütüyle beslenen bebeğin 6 ay sonra ek gıdalara başlamasıyla da besin alerjisi görülebiliyor. Ancak annenin yoğun olarak alerjenle ya da katkı maddeli beslenmesi durumunda alerji anne sütünden bebeğe geçebiliyor! Sadece anne sütü alan yenidoğan bebeklerde kanlı ve sümüksü kaka, şiddetli kolik sancıları, reflü semptomları, tekrarlayan pişikler ve kilo almada azalma görülebiliyor. Bebeğin inek sütüne alerjisi varsa, annenin bebeğini emzirdiği süreçte tereyağı, tereyağı aromalı yağlar, peynir çeşitleri, yoğurt, yarı hidrolize edilmiş ürünler, laktoz, puding, helva, aroma katıcı maddeler, içerisinde laktoz olan süt artırıcı çaylar, krema ve muhallebi gibi ürünlerden uzak durması gerekiyor. Diyeti azaltılan ve kısıtlanan annelerin kalsiyum, D vitamini ve demir desteğinin eksik edilmemesi gerekiyor. 

 

Besin alerjisi testi ile tanı konuluyor…

Alerjilerin teşhisi ilk 6 ayda henüz bağışıklık sisteminin gelişmemesinden dolayı laboratuvar testleriyle mümkün olmayabilir. Bu nedenle ilk 6 ayda klinik tanı daha önemli oluyor. Daha büyük bebeklerde cilt prik testi, RAST ile spesifik IgE, besin uyarı testleri gibi laboratuvar testleri yol gösterici oluyor. Besin alerjileri ıgE ve non ıgE bağımlı tip olmak üzere iki türden oluşuyor. IgE’ye bağlı olan besin alerjilerinde kanda hangi besine karşı alerjisi olduğu tespit edilebiliyor. Non IgE tipi besin alerjileri ise; besin proteinine bağlı enterokolitler, proktokolitler ve besin proteinine bağlı enteropatiler olarak ayrılıyor. Bu tipte tetkiklerin tanısal değeri olmuyor. Klinik ve öykü ile tanı konuyor. Bulgular başladıktan sonra şüpheli besin diyetten çıkarılıyor, bir süre sonra semptomların düzelip tekrar verilmesi ile bulguların yinelemesi tanı koydurucu oluyor.


Besin alerjisine karşı annelere düşen görevler nelerdir?

Bebeğin bir besine alerjisi olup olmadığını anlamak için ek gıdaya başlanırken çok dikkatli olunması gerekir. Yeni başlanan besinlerin az verilmesi ve reaksiyonların gözlenmesi önem taşıyor. Annelerin her bir gıdayı en az 3 gün tek başına denemesi, her gün bir kaşık bir kaşık artırması, yeni denenecek ek gıdayı ilk olarak bebeğin yanağında denemesi, ek gıdaya başlarken önce sebze çorbası ve tahılları az az denemesi gerekiyor. Bunların yanı sıra yumurta akına 1 yaşından önce başlanmaması, peynir, yoğurt ve daha sonra da yumurtanın dikkatlice ve yavaş yavaş artırılarak verilmesi öneriliyor. Alerjisi yüksek olan bebeklerde doktor gözetiminde yükleme yaparak sorumlu gıdaya başlanabiliyor. Alerjisi daha az olan besinin yine doktor bilgisinde azar azar verilerek vücudun bu besini tolere etmesi sağlanabiliyor. Yoğurt, peynir gibi ürünler ilk defa deneniyorsa fırınlanarak ya da pişirilerek küçük parçalar halinde verilmesi alerjen özelliği azaltıyor.


Et grubuna 6. aydan itibaren başlanmalı!

Süt ve yumurtaya alerjik reaksiyonu olan çocuklarda 1 yaşından önce çapraz antijenik özelliğinden dolayı tavuk ve sığır etine karşı besin alerjisi de olabiliyor. Bebeklerde kuzu eti ile et grubuna 6 veye 7.ayda başlamak gerekiyor. Meyve ve sebze alerjisi olan bebekler ve çocuklarda polen alerjisi görülme sıklığı da artıyor. Çimen polenine alerjisi olan kişilerde de maydanoz alerjisi görülebiliyor. Meyve ve sebze proteinleri ısıya dayanıksız olduğu için pişirilerek alerjik kişiler tarafından tüketilebiliyor. Soya proteini ve keçi sütü, inek sütü ile çoğu kez çapraz reaksiyon gösterdiğinden tedavide ağır olgularda amino asit bazlı formula mamaların kullanılması öneriliyor. Daha hafif vakalarda yoğun hidrolize mamalar kullanılabilir ancak bu mamalara karşı da alerjik reaksiyonlar gelişebiliyor. Bebeğin anne sütünü almaya devam etmesi; anne sütü yeterli olmadığında inek sütü proteini içermeyen mamalarla beslenmesi gerekiyor.


Besin alerjisini önlemenin yolları; 

Ailesinde alerjisi olan bebeklerin ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmesi gerekiyor. Katı gıdalara 6 aydan önce başlamaması gerekiyor. Risk olan ailelerde anne aşırı kuru yemiş yememeli, kabuklu deniz ürünlerini fazla tüketmemeli, bebeğin diyetine 2-3 yaşından önce balık eklememeli. Besin alerjisi olan bebeklerde inek sütü proteini içermeyen özel mamalar tercih edilmelidir. İnek sütü ve inek sütü içeren besinler bebeğin diyetinden, bebek yalnızca anne sütüyle besleniyorsa annenin de diyetinden çıkarılmalı. Çok aşırı gazlı, yüzlerinde devamlı aşırı kızarıklık, pullanma ve kafasında konak olan bebeklerde besin alerjilerinin araştırılması gerekiyor. Yine sık sık ağlayan, bazen sebebi açıklanamayan inatçı bir burun tıkanıklığı ya da bir besini aldıktan sonra burun akıntısı, kaşıntısı ve gözde yaşarma sorunu görülen bebekler de besin alerjisi yönünden dikkatlice incelenmeli.

 

Besin alerjisinin tedavisinde probiyotiklerin yararı çok!

Bağırsaklarda mikrobik dengeyi sağlayan canlı organizmalar olan probiyotiklerin alerjik sorunlar üzerine etkisi tam olarak bilinmese de, kalıtsal immün sistemin oluşmasında fekal mukozaya etki ederek yardımcı olduğu konusunda kanıtlar bulunuyor. Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar, istenilir miktarda bulunan bakterilerin, alerjinin gelişmesine neden olan immün duyarlanmayı azaltabileceğini ortaya koyuyor. Finlandiya’ da yapılan bir araştırma sonucu ise, kullanılan probiyotik kültürün yüksek risk altında bulunan çocuklarda erken atopik hastalıkları önlemede etkili olduğu sonucunu veriyor. Böylelikle probiyotiklerin ve doğal immün sistem elemanlarının, bağırsak mikro-florasındaki atopik hastalıkları önlemede önemli bir rolü olduğu kabul ediliyor.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir